top of page

ROJAVA KURDISTANIN GELECEĞİDİR



Yazan: Dilbrin Barış BOZKURT


Dünya, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku'nun yıkılmasından bu yana yeni bir nizam arayışı içindeyken; Ukrayna-Rusya savaşı ile büyük bir kırılma yaşandığına ve bu savaşla birlikte şekillenen konjonktüre bizzat şahit oluyoruz. Uzun yıllardır örgütler üzerinden yürütülen vekalet savaşlarının yerini, artık bizzat devletler arası savaşlara ve doğrudan müdahalelere bıraktığını görmekteyiz.


ABD'nin Avrupa için oluşturduğu Ukrayna tampon bölgesine odaklanması, Rusya’nın Suriye, İran ve Filistin (Hamas) gibi emperyalist emellerini sürdürdüğü bölgelerdeki etkinliğini yitirmesine ve buralarda büyük bir boşluk oluşmasına neden oldu. Müttefiki Kuzey Kore’den asker ithal eden, hatta güç kaybı yaşayan İran’ın balistik füzelerine ve İHA'larına muhtaç kalan Rusya, Ortadoğu’da ciddi boşluklar yarattı.


Emperyalist devletlerin yeni nizam arayışına dair örnekleri dünya genelinde çoğaltabiliriz:


• Afrika: Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki askeri darbelerle Fransa’nın bölgeden çıkarılması; ardından Rusya’nın paramiliter gruplar aracılığıyla kaosu derinleştirip yer edinme çabaları.


• Asya: Hindistan-Pakistan arasındaki çatışmaların alevlenmesi; Çin’in Tayvan meselesi; Kamboçya ve Tayland arasındaki sınır gerginlikleri.


• Amerika ve Diğerleri: ABD’nin yeraltı kaynakları ve stratejik konumu için Grönland’a yönelmesi; Venezuela’da Maduro’ya yönelik müdahaleler; İsrail-Filistin çatışmalarının şiddetlenmesi ve İsrail’in Suriye’deki nüfuz alanını genişletmesi.


Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanarak Suriye’yi ihmal etmesiyle oluşan boşluğu Türkiye Cumhuriyeti (TC) doldurdu. Çünkü emperyalizm boşluk kabul etmez. TC, ABD desteği ve uluslararası bir planlama ile Suriye’de HTŞ gibi yapıları güçlendirerek Esad’ı devirmiş, bölgedeki yerini sağlamlaştırmış ve Rojava’daki kazanımları bu taşeron yapılar üzerinden baltalama yoluna girmiştir.


Suriye’deki bu hamlenin hazırlıklarının çok daha öncesinde Türkiye ve Bakûr’da yapıldığı, Abdullah Öcalan ve devlet arasında başlatılan süreçle gün yüzüne çıktı. 1 Ekim 2024’te başlayan ve "Terörsüz Türkiye" ya da "Demokratik Toplum Süreci" olarak adlandırılan —şahsi kanaatimce bir teslimiyet süreci olan— bu hazırlıkların Ukrayna’daki kırılma ile başladığını düşünüyorum. Bu süreç sadece Türkiye ve Bakûrda PKK nin silahlı faliyetine son vermesini değil, Kürdistan’ın dört parçasında büyük kırılmalar yaratmayı amaçlamaktadır. Sürecin en büyük hedefi ise statü sahibi olma yolunda ilerleyen Rojava’dır.


Rojava’daki mevcut durum çok yönlü ele alınmalıdır. Meseleyi sadece TC ve HTŞ üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. ABD ve Fransa’nın denge politikaları ile İsrail’in Golan Tepeleri ve Dürzi krizi gibi faktörlerin Rojava üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir. Suriye hükümetinin İsrail ile yaptığı (içeriği açıklanmayan) anlaşmaya sadık kalarak odağını Şam’ın güneyinden çekip Rojava’ya yöneltmesi, bölgeyi bir "varlık-yokluk" sınavına sokmaktadır.


Şam hükümetinin tüm ağırlığıyla Rojava'ya yönelmesi, ABD ve uluslararası koalisyon ile yeterli diplomasinin kurulamadığını göstermekle beraber; küresel sermaye çıkarları doğrultusunda ilişki kurmanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Finans-kapital dünya düzeninde, Kürdistan’ın yeraltı kaynaklarının küresel bir koruma kalkanı olarak kullanılması bir zorunluluktur. Kürdistan’ın önünde tarihi bir eşik vardır: Kazanımları "paradigmal safsatalara" kurban etmek mi, yoksa ulusal siyasete dönerek ulus-devlet eksenli dünyaya ayak uydurup bu kazanımları korumak mı?


Bugün Rojava’da verilen varlık mücadelesinde, eğer terimler tekrar "Kuzey Doğu Suriye"den "Rojava"ya dönmüşse, Kürtlerin birliği dışında bir çıkış yolu kalmadığı anlaşılmaktadır. Bizim için ortak vatan Afrin’den Kirmanşah’a, Kerkük’ten Dersim’e kadar uzanan topraklardır. Bu savaşta belirleyici rol Kürdistan’ın milliyetçi gençlerindedir. Rojava düşerse, başta Başûr olmak üzere tüm Kürdistan'da varlık son bulacaktır.


Şu çok açık anlaşılmalıdır ki; Ortadoğu’da "halkların kardeşliği" (mevcut şartlarda) mümkün değildir. SDG güçlerinin %60'ını oluşturan Arap aşiretlerinin ilk fırsatta ihanet etmesi, "paradigmal safsataların" bölgede bir gerçekliğinin olmadığının kanıtıdır. Bu düzene karşı hem sahada hem masada büyük bir direnişe ihtiyaç vardır.


Şu çok açık bir şekilde anlaşılmalıdır ki; Ortadoğu'da "halkların kardeşliği" mümkün değildir. SDG güçlerinin %60'ını oluşturan Arap aşiretlerinin ilk fırsatta ihanet etmeleri bir tesadüf olmadığı gibi, paradigmal safsataların Ortadoğu'da bir gerçekliği olmadığının en büyük kanıtıdır. TC’nin sözde çözüm süreci içerisindeylen HTŞ ile doğrudan bağlantılı olarak Rojava’ya yönelik savaşta yer alması da yine bu paradigmal safsataların pratikte herhangi bir karşılığı olmadığını kanıtlamaktadır. Bu düzene karşı hem sahada hem de masada büyük bir direnişe ihtiyaç vardır. İnanıyorum ki Kürdistan, bu yeni dünya nizamında devletleşerek yerini sağlamlaştıracaktır.


KAHROLSUN İŞGALCİ KOLONYALİST ZİHNİYET!


YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YOLUNDA MÜCADELE NEFERLERİ!

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page