top of page

Çoban- Koyun Analojisinden Anakronizm’ e Geçiş: Aboculuk/ Kurtulamamanın Döngüsü*


Yazan : Xozano


Devletsiz bir milletin, kendi kendini kandırma mekanizması üzerine, eleştirel bir deneme.

 

ÖZ

Bu eleştirel deneme, son zamanlarda Kürdler tarafından paylaşılan Yeremya, 50-6 ayetinin, ve cellat âşkının açıklaması, Kürd sosyolojisi ve psikolojisi için yarattığı “anlam kırımı”nın neden ve sonuçlarını inceler. Ve aşağıda ki 3 soruya, belirtilen ayet ve cellat kavramı üzerinden cevap ararken, Kürdler’ in bu soruları ihmal ederek, girdikleri boşluğu ve girdabı gösterme çabasıdır.


İnsan neden eleştirir, eleştirilir?


a. Sahip olamadıklarına sahip olmak (güç odağına yönelerek nüfuz sahibi olmak).


b. Sahip olamadıklarını reddetmek (redd edilen güç yöneliminin kölesi olmama, nüfuz sahibi olmayı redd etmek).


c. Stratejik nüfuz sahibi olmayı hakikat eksenine yöneltmek (nüfuz sahibi olmayı redd ederek hakikat eksenli nüfuz sahibi olmak).


Bu çalışma, sosyal medya paylaşımlarını ve günlük kullanımları incelemektedir. Soruların cevapları denemenin gövdesinde (özellikle Analojinin Anakronistik Tehlikesi bölümünde) dolaylı olarak verilmiş, sonuçta ise özetlenmiştir.


Anahtar Kelimeler: Çoban-koyun analojisi, Anakronizm, Kürd sosyolojisi- psikolojisi, Cellat aşkı, Aboculuk, Xweda kavramı, Kavram kirliliği.

 

GİRİŞ

50 yıllık Kürd sosyolojisi ve psikolojisi bir çok kavram kirliliğinin etkisinde kaldı. Dönemin dış ve iç siyasİ havası, burada etkili olduğu kadar, Kürd ‘tarihsel kültür izlenimin' etkileri de göz ardı edilemez.


Analoji, kimi ortak yönleri bulunan iki şey arasındaki benzeşme, olarak özetleyebiliriz. Analojinin gücü şurada: Karmaşık veya soyut bir şeyi basit ve tanıdık bir şeye benzeterek akılda kalıcı hale getirir. Ama zayıf analojiler çok yanıltıcı olabilir, benzerlik yüzeysel kalırsa yanlış sonuçlara götürür. Analoji, “Şuna benziyor, o hâlde bunda da şöyle olması muhtemel” mantığıdır. Analoji kurmak çoğu zaman anakronizme yol açar. Geçmişi anlamak için bugünün kavramlarını, değerlerini veya durumlarını kullanırsak yaklaşımsal, dilsel anakronizm doğar.

Anakronizm, bir olay, kişi, nesne, fikir, kelime ya da davranışın ait olduğu döneme uymaması durumudur. Yani bir şeyi yanlış zamanda, yanlış çağda göstermektir.

 

Anakronizm/ Distopya yakınlığı

Dilek Özhan Koçak: "Nasıl geçmişi bugünün kavramsal dünyasından anlama hatasına düşme tehlikesi mevcutsa (anakronizm), geleceği kurgularken ve tahmin ederken bugünün kodlarından yola çıkarız".


Distopyalar, hayal edilen, arzulanan, hedeflenen toplum modellerinin eleştirisi ve mevcut toplumsal, siyasal sistemlerin dolaylı, temsili ve metaforik yollarla yapı/büyü bozumlarıdır. Ters-ütopya, karşı-ütopya, kara-ütopya olarak da adlandırılan bu literatürde yönetim tarzı, kamu/toplum düzeni vb. Temsili karakterler, kurumlar ve ilişkiler yoluyla anlatılmakta, mekânsal kurgu, maddi hayat, çalışma hayatı ve ideoloji oluşturma gibi faktörler ayrıntılı olarak betimlenmektedir (Ekiz. C. (2018). Distopik Devletin Biyopolitikası. BEÜ SBE Derg., 7(1), 13-31.)

 

Yeremya 50:6 Ayetinin Metni ve Tarihsel Bağlamı

Halkım yitik koyunlardır,

Çobanları onları baştan çıkardı.

Dağlarda başıboş dolandırdılar onları,

Dağ, tepe avare dolaştılar,

Kendi ağıllarını unuttular.

Kim bulduysa yedi onları.

Düşmanları, ‘Biz suçlu değiliz’ dediler.

Devamı paylaşılmadığından, burayı da belirtelim:

Çünkü onlar gerçek otlakları olan RAB’be,

Atalarının umudu RAB’be karşı günah işlediler

(Kutsal Kitap, The Bible Society in Turkey (Kitab-ı Mukaddes Şirketi), The Translation Trust, Yeni Yaşam Yayınları, 2001,2008).


Bu ayet, MÖ 6. yüzyılda Babil sürgünü öncesi ve sırasında İsrail halkına hitaben söylenmiştir. “RAB” (Yahve), kendi halkını (İsrail’i) kötü liderler (çobanlar) ve putperestlik nedeniyle azarlamakta, onları yitik koyunlara benzetmektedir.

 

Celladına Âşık Olmak

Bir kişinin veya grubun, kendisini ezen, yok etmeye çalışan, öldüren veya yok sayan otoriteye / güce / figüre karşı geliştirdiği tuhaf, bağımlı, gizli veya saplantılı bir sevgi / bağlılık / hayranlık hali.

 

Hamzeh' ee “Modernitenin Sözlü Gelenek Üzerindeki Etkisi

Hamzeh’ ee: Modernitenin etkisinde kalmış tüm insanlar, mitolojik dünyanın güç ve atmosferini hissetme ve anlama kabiliyetlerini çoktan kaybetmiştir. Weber’ in de dediği gibi, elektrik çağında doğmak, gecenin karanlığında bile heyecan veren sihrin gücünü anlama kabiliyetini ortadan kaldırır. Ne yazık ki sözlü gelenekleri yazıya geçirmeye girişen sözüm ona ‘modern’ insanların çoğu, sadece onları anlama ve hissetme kabiliyetini yitirmekle kalmamış, transkripsiyonlara müdahale etme hakkını da vermişlerdir kendilerine. Bunu da kişisel norma ve dünya görüşlerine göre yapmışlardır. Bu nedenle sözlü gelenekleri yazıya geçiren transkriptörler, belli geleneğin içeriğini yanlış veya batıl inanç bulduklarında, onları düzeltme girişiminde bulunabiliyorlar. Ayrıca, bir cemaat elverişsiz bir çevrede yaşıyorsa, çevirmenler, ‘ötekiler’ tarafından suiistimal edilmesin diye geleneklerin bazı bölümlerini değiştirmek suretiyle müdahalede bulunabilirler. Bunu, doğal olarak, kendilerini ve cemaatlerini korumak amacıyla yaparlar. Fakat bu, bizimkisi gibi bir çalışma için her zaman sakıncalı bir durum yaratır ( Hamze’ee, M. Reza, Yaresan (Ehl-i Hak Bir Kürt Cemaati Üzerine Sosyolojik Tarihsel ve Dini- Tarihsel Bir İnceleme, İstanbul, Avesta Yay., 2008,16)

 

Analojinin Anakronistik Tehlikesi ve Kavram Kirliliği

1. Öcalan’ı “kötü çoban; kötü lider”; yapıcı eleştiri adıyla, “aslında Öcalan’ı kutsallaştırıyorlar”. Kürd milletinin kötü çobanı olsaydı, liderlik özelliğini çoktan kaybetmişti. Kendisinden olmayan birini kötü çoban olarak göstermek ise tehlikelidir. Anti Öcalan çizgisi savunulurken, aynı zamanda, lider bağımlılığından kurtulamayan bir milliyetçi çevreler.


2. Yukarıdaki ayet, Rab’ be gönderme yapar. Yahudi teolojisine uygundur. Günümüz Xweda’ gerçeğine uygun değildir. Xweda kavramı, tarihsel bağlamıyla değerlendirilmelidir. Rab, İsrail milletinin günümüz devlet yönetiminde bir akıl+motivasyon kaynağıdır. Muhtemel olarak, Xweda, günümüz rasyonalitesinde bu seviyeye daha gelmedi.


3. “Sen koyunsun, çobana ihtiyacın vardır; ama bak! Çoban seni bırakabilir, de demeye başlandığında bu travmatik ilişki sürekli doğru çobanı arama refleksine yöneltir- yararlı çobanı aramak varken- çobansız ( güdülmek; çoban tarafından otlatılmak) olunamayacağını da zihne yerleştirir, halk “millet olduğunu unutur. Ve halk kavramı yerleşerek, halkların kardeşliği tezine maruz bırakılır. Koyun olduğunu düşünür. Herkes yalan söylüyor söylemine inanır. Kendisini koyun olarak görmek ister. Yön ister. Sağ ve solunu unutur.


4 MÖ 6. Yüzyılın, ontolojik mantığını günümüz rasyonalitesine uyarlamak, karşılaştırma yöntemi yapılmadan yapmak, çok tehlikeli bir sebep- sonuç ilişkisine götürmektedir. Doğru ve yanlış ikilemi nelere sebep olunduğu kavranılmalıdır.


5. Muhtemeldir ki, bu ayeti paylaşanlar, milletinin sosyolojik-psikolojik okumasını okuyamadığı veya görmezden geldiği gözlemlenmektedir.


6. ‘Tarihsel okumayı’ ihmal ederek ‘benzeşim’ yapmak, sosyoloji ve psikolojinin esas alınarak yazılmadığı, zorlama bir şekilde dayatılan kalıp ve kavramlardır. Kavramların sahiplendiği taraf açıklanmaya ihtiyaç duyuyor.


7. Rab, kötülediği; küçük gördüğü her düzen ve insana kendini ekleyerek sahip olamadıklarına sahip olmaktadır. Nüfuz alanı kurmaktadır. Burada yönelinen, aranılan, dua edilen Rab, çobanların yerine başka çobanları yerleştirecektir. Aynı döngü devam edilecektir. Bu Rab ( İsrail Yahvesi olmaktan çıkarılıp, Kürd Xweda'sı gösterilmeye zorlanır), ve tekrar yerleştirilen çobanlar çoban+sürü ilişkisine ve devamında başka bir Çoban’ a hizmet edecektir. Bilinmelidir ki, Rab burada İsrail milletinin sembolik ve pratik yükünü yüklenir. Kürdlerin değil.


8. Kürdler, tarihsel olarak hayvan, çiftçilik mesleklerini günümüze kadar getiren, otlatma bilgisine vakıf bir millettir.


9. Xweda ve dinî bakış da, kültürel özgünlük esas alınmıyor. Siyasi olarak bir ittifak gerekli olduğu kadar, tarihi; sosyolojik; psikolojik ve dini bir yorumdan tutarsız kalıyor. Bu da siyasi nüfuzun (seçilen ittifakın) üstünlüğünden, çarpık bir ilişkinin sorgulanmaması demektir.


10. Çobanların, Kürdistan milletinin içinden çıktığını söylemek, (hizmet ettiği nokta) onların çoban olduğu söylenip, terk ettiler diye lanse etmek; Öcalan’ a akli ve etik dönüşebilir bir şekil kazandırmak ve devam edilir bir alana dahil etmektedir.


11. Kendi koyununu başka bir çobana teslim edecek bir Kürdün, otlatmasını bilmeyen, koyunlarını başkasına yedirtecek bir ‘çobana’ teslim etmesi, tartışılması gereken bir konudur.


Normal hayatın ve bunun dinî inanca, kişi seçimine, ve başka seçimlere geçişi göz ardı edilmektedir.

 

Cellat Seçimine Yönelmek

Kürdler, bu kavramı Batı literatüründen almıaktadır. Batı literatürün de ki cellat seçiminin/stockholm sendromunun, Kürd' ün baş seçme refleksiyle ele alınmadığı bilinmelidir. Analojik benzerlik yapıldığı düşünülürken, anakronizm/distopyanın yarattığı ilişkiye yakınlaştırır. Kürdler, 150 yıldır süren bir milli kurtuluş sürecinde devlet formatına ulaşamadı. Batı' da ki milli kurtuluş süreçleri devlet formatına ulaştı.


Örneğin, Kürd Reya Haq inanında olan birinin seçiminde ‘Şeytan’ (karşı tarafın bakışı) olarak görülen Meleke Tawus veya Xizir örneğinde olan ‘saygı; dünya düzeninin devamına katkısı, yardımı, kötüden koruma ve korunma güdüsü; göç gibi nedenlerle inançlarını sürdürme refleksidir. Çaresizlikten benimsenen ‘baş’ seçimleri vb. nedenler (sözlü kültürün aktarımı ve derleme çalışmaları esas alınmıştır) karşılaştırılmadan, muhtemeldir ki, cellat âşkı tercihi bilinçsiz bir kullanıma denk gelmektedir.


Bu konuda ayrıca bir yazı yazılmalıdır. Uzun tutacağı için değinmekle yetinildi. Farklı bir yazı da ele alınması uygun görüldü.

 

Karşı Tarafın Ayet Seçimi ve Cellat Kavramından Bekledikleri

Kürdlere dayatılan sömürgecilik anlayışı ve devletsizlikten, böyle bir seçime gidilmekte. Devletsizliğin dayattığı imkansızlıktan (göç; soykırım; zorunlu Türkçe eğitimi; konformizmin getirdikleri vd) popülist seçimlerin tuzağına itmektedir. Kolay seçimlere yönelmektedir.

 

Analojiden - Anakronizm’ e Geçiş: Aboculuk/ Kurtulamamanın Döngüsü

Abo+cu+luk ( özgün tanım): Abdullah Öcalan’ın ölümlü bir kişi olduğunu gösterdiği kadar; Türk-İslam sentezinin hem masum hem kurban konumuna indirgenmiş halini ifade etmektedir. Bu kelime ile, görünmez bir şekilde üretilen, kolonyal ve işgal aklının, Kürd milletinde yarattığı bilgi kirliliğinin görünmesi için, alternatif bir üretim seçeneğidir. Yapıcı eleştiri adıyla Apo’ yu, Aboculuğ’ a çevirenleri belirtmek için kullanıldı.


Abo, kelimesi Kurmanci diyalektiğinde amca ( başka anlamları da olabilir) demektir. Cu eki, Kurmanci değildir. İhtimaldir ki, “Apo” kelimesi eril bir ton, baskın bir ifade, kaba, lider kültünü ön plana koyan ve yoruma kapalı bir tonlamadan dolayı tercih edilmektedir. Kullanımda ki ‘o', bir kişiyi özellikle vurgulamak için kullanıldığı bilinmektedir.


Aboculuk; Abo! Şaşırma ünleminin getirdiği bir süreç olduğu kadar, kurtulamamanın döngüsünü de göstermektedir. Cu eki kendisini küçülteni; Türkçe’ ye ve Türk milletine hizmet edeni göstermek için de kullanıldı. Türk-İslam sentezinde ki sevimliliğe de bir atıftır (masum-kurban rolü). Luk eki sahiplenmenin tonudur.


Aboculuk, lideri ölümlü kılmak isterken dolaylı kutsallaştırmanın yarattığı kavram kirliliğidir”

 

İnsan Neden Eleştirir/ Eleştirilir’ in Üçlü Sınıflandırması

Bu ayet paylaşımında ve cellat aşkı kullanımında gözlemlenen eleştiri, yukarıdaki üç soruya göre okunabilir:


a tipi (sahip olamadıklarına sahip olmak): Ayeti paylaşanlar, Rab’ı kendi lehlerine yorumlayarak karşı tarafı (Öcalan’ı) kötü çoban ilan etmekle dolaylı nüfuz alanı kuruyor; bu, güç odağına yönelmenin bir biçimi.


b tipi (sahip olamadıklarını reddetmek): Anti-Öcalan çizgisi, lider kültünü reddederek “köle olmama” pozisyonunu alıyor; ancak bu reddediş, “çobansız olunamayacağı, doğru çobanı bulma” ön kabulünü pekiştirerek paradoksal bir bağımlılık yaratıyor.


c tipi (hakikat eksenli nüfuz): Bu denemenin kendisi, Aboculuk kavramını üreterek hakikat ekseninde nüfuz sahibi olmayı deniyor; nüfuz arayışını reddetmeden, kavram kirliliğine karşı hakikati ortaya koymaya çalışıyor.


Bu üç motivasyonun karışımı, devletsiz milletin girdabını derinleştiriyor.

 

Sonuç

MÖ 6. Yüzyılın ontolojik mantığını, günümüz düşünce sistemine uyarlamak, karşılaştırma yapılmadan yapıldığında tehlikeli sebep-sonuç ilişkisine yol açar. Bu yazı, ayeti paylaşan ve yayılmasına imkân veren her Kürd’ün yerleşmiş Öcalan' ı kabul edilebilir bir alana çektiğini ve benimseme ihtimalini artırdığını gösteriyor. 3 sorudan bakıldığında: a baskın (nüfuz kurma), b paradoksal (reddetme yanılsaması), c ise kurtuluş yolu olarak (hakikat eksenli nüfuz) öne çıkıyor. Anakronizmi fark etmek ve Kürd milletinin tarihsel/sosyolojik/psikolojik/teolojik bağlamını okuyabilmek gerekir.

 

KAYNAKÇA

 

Hamzeh’ee, M. R. (2008). Yaresan (Ehl-i Hak Bir Kürt Cemaati Üzerine Sosyolojik Tarihsel ve Dini-Tarihsel Bir İnceleme). Avesta Yayınları.

Jameson, F. (2009). Archaeologies of the Future: The Desire Called Utopia and Other Science Fictions. Verso.

(Ekiz. C. (2018). Distopik Devletin Biyopolitikası. BEÜ SBE Derg., 7(1), 13-31.)

Kitab-ı Mukaddes Şirketi. 2001, 2008). Kutsal Kitap. Yeni Yaşam Yayınları.

 

EK OKUMALAR

Gruen, Arno (2003), Normalliğin Deliliği Hastalık Olarak Gerçekcilik: İnsandaki Yıkıcılık Üzerine Bir Kuram, Çitlembik Yayınları.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page