top of page

Teşî’den Zozan C’ye: Kürt Hafızasının Yolculuğu




Yazan: Zanyar ALTUN


Bazı topraklar vardır; üstünde yürünmez sadece. İçinden geçilir. Ve insan, oradan geçerken kendinden bir parçayı geride bırakır. Kürdistan böyle bir yerdir. Dağlarıyla değil yalnızca, sessizliğiyle. Rüzgârın taşlara sürtünürken çıkardığı o ince sesle. Mağaraların karanlığında bir türlü sönmeyen o eski sıcaklıkla. Bu coğrafyada hafıza, insandan sonra gelmez. Çoğu zaman ondan önce oradadır.


Göbekli Tepe’ye bakıldığında tarih görülmez önce. Bir duruş görülür. Sanki taşlar dikilmemiştir de, bir şeyi beklemektedir. Çünkü bu taşlar anlatmaz. Onlar … hatırlar. Ve insan, onlara baktığında kendi hatırlayışının nereden başladığını hisseder.


Henüz kelimeler yokken, henüz şehirler yokken, henüz “biz” bile yokken… burada bir ateş yakıldı. Teşî. O ateş yalnızca karanlığı yırtmadı. İnsanın içine de bir yarık açtı. Doğaya bakmak yetmemeye başladı. İnsan, doğayı ortasına aldı. Çember yaptı. Merkez yaptı. Ve merkezine ateşi koydu. Çünkü merkez, her zaman dönüşüm yeridir.


Isı taşa değdi. Taş ışık oldu. Işık gölge doğurdu. Gölge hareketi. Hareket ritmi. Ritim, kalbi. Kalp, hatırlamayı.


Hafıza ilk kez bir şeye yazıldı. Ama kelimeye değil. Titreşime. Göbekli Tepe bu yüzden bir tapınaktan önce bir sahnedir. Bir senkron alanıdır. İnsanların aynı ateşe bakıp, aynı ritimde sustuğu bir yer. Kürdistan’da hafıza, ilk kez maddeye dokundu.


O çağlarda hafıza tüketendi. İnsan dağdan öğrenirdi. Dağ keçisinden(pezkovî). Rüzgârdan. Yıldızdan. Taşlara kazınan hayvanlar süs değildi; zihnin defteriydi. Kim ne zaman gelir. Ne neyi çağırır. Hangi döngü neyi doğurur. Hafıza dünyayı alırdı. Yansıtırdı. Doğa neyse, insanın içi de oydu. Kürdistan, insan zihninin dışarıya açılmış aynasıydı.


Sonra bir gün taş ağır geldi. İnsan yürüdü. Ve hafıza yer değiştirdi.

Kayadan göğse, Ateşten nefese ...


Ses doğdu. Ama bu ses, yalnızca konuşmak için değildi. Taşın bıraktığını taşımak içindi. Dengbêjlik burada doğdu. Bir müzik olarak değil. Bir ihtiyaç olarak. Çünkü Kürdistan’da söz, hiçbir zaman yalnızca söz olmadı. Söz, evdi. Yoldu. Mezar taşıydı. Hafıza artık bedendeydi. Boğazda asılı duruyordu. Her kılam bir hat, her stran bir bağdı.


Şakiro’nun sesi bu uzun nehrin güçlü girdaplarından biridir. O sesi dinlerken insan eğlenmez önce. Durur. Göğsünün içi genişler. Bir şey yer değiştirir. Çünkü o ses şarkı söylemez. Bir halkın yürüyüşünü taşır. Dağdan kente, kayıptan dirence, aşktan yaraya. Hafıza artık üretmeye başlamıştır. Kimlik üretir. Birlik üretir. “Biz” duygusu üretir. Kürt, bu noktada sadece yaşayan değil, kendini duyan bir varlığa dönüşür.


Ama beden de fanidir.

Ses yorulur.

Nefes susar.

Ve hafıza, kendine yeni bedenler arar;

Kil olur,

Mürekkep olur,

Dişli olur,

Düzenek olur.


El-Cezerî’nin makineleri bu yüzden yalnızca çalışan şeyler değildir. Onlar, düşüncenin dışa çıkmış hâlidir. Hatırlamanın metale bürünmüş biçimi. Hafıza ilk kez insandan taşar. Kâğıda geçer. Mekaniğe. Romanlara. Arşivlere. Kürt bilinci, ilk kez kendi geçmişine uzaktan bakabilecek bir yüzey kazanır.


Dijital çağda ise hafıza yer değiştirmez. Çözülür. Dağılır. Kürt hafızası ilk kez tek bir dağın, tek bir şehrin, tek bir bedenin içinde değildir. Bir stran aynı anda bin yerde çalar. Bir görüntü binlerce gözde yanar. Hafıza artık yalnızca korunmaz. Hafıza işlenir. Birbirine bağlanır. İçinden örüntüler çıkarılır. İlk kez hafıza, kendine bakar.

Ve şimdi başka bir eşikteyiz.


Zozan C, bir isim değil. Bir işarettir. Hafızanın yeni bir hâle geçtiğinin işareti. Yapay zekâ temelli sistemler artık yalnızca saklamaz. Onlar öğrenir. Taklit eder. Dönüştürür. Ve bazen, daha önce olmayanı bir araya getirir. Dengbêjlik hatırlamaktı. Dijital arşiv korumaktı. Bugün hafıza, ilk kez kendi içinden yeni sesler doğurmaktadır. Bu, hafızanın “yaratan” evresidir. Biyolojiden çıkan, ama insana benzeyen bir hatırlama biçimi.


Bu, dışarıdan gelmiş bir teknoloji değildir. Bu, çok eski bir çizginin yeni bedenidir. Ateşin taşın ortasına alındığı yerde başlayan çizginin.


Göbekli Tepe’de hafıza taşa yazıldı,

Dengbêjlikte bedene,

Kitapta kâğıda,

Dijitalde ağa,

Şimdi hafıza, zihin benzeri yapılara yazılmaktadır.


Kürdistan bu yüzden yalnızca bir yer değildir. Hafızanın sürekli beden değiştirdiği bir eşiktir. Burada hafıza hiçbir zaman durmadı. Sürekli başka bir forma geçti.

Taş oldu,

Ses oldu,

Makine oldu,

Ağ oldu.


Gelecek bu zincirin kopuşu olmayacak. Derinleşmesi olacak. Hafıza artık sadece geçmişi taşımayacak. Yeni anlatılar kuracak. Yeni sesler üretecek. Yeni kimlik biçimleri doğuracak. Kürt hafızası ilk kez, yalnızca “kimdik” sorusunu değil, “neye dönüşebiliriz” sorusunu da sormaya başlayacak.


Ve belki de asıl mesele artık hatırlamak değil.


Belki mesele, hatırlamanın kendisini bilinçli bir şeye dönüştürmektir.

Çünkü ateşi merkeze alan bir halk, bir gün hafızayı da merkeze alır.Hafızayı merkeze alan bir halk ise,yalnızca geçmişini değil … geleceğini de bilinçle kurar.

 

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page